Samsun Psikolog

Romantik İlişki Doyumu

Romantik ilişki her iki tarafın gönüllü olduğu ve karşılıklı olarak kabul ettiği bir ilişki türü olarak tanımlanır (Collins, 2003 Akt: Günay, 2005).
Romantik İlişki Doyumu

Duygusal ilişkilerin, geç ergenlik ve genç yetişkinlik gelişiminin önemli bir bileşeni olduğu söylenebilir (Bahadır, 2006).

Yapılan araştırmalar sonucunda; ilişki doyumunun empatik davranış, problem çözme becerileri, çatışma davranışı, depresyon, ilişki stresi, ilişki tarzları, mükemmeliyetçilik ve bağlanma stilleri gibi değişkenlerle ilişkili olduğu bulunmuştur (Günay, 2005).

İnsanlar başkalarıyla yakın ilişkiler kuran sosyal varlıklardır. Bireyler maddi ve manevi yönden kendini geliştirmek için diğer insanlara ihtiyaç duyar. Bu ihtiyaç bazen bir bebek için ebeveyn, bakıma muhtaç yaşlı için bakıcı, yetişkin bir birey için arkadaş olabilir. Aynı zamanda her insan sevme ve sevilme ihtiyacındadır. Ait olma ve sevgi ihtiyacı, basit bir kabulden bir aileye ya da evlilikti olan bir sevgi ilişkisinin karmaşık yakınlığına kadar uzanır  ( Tuna,2013).

Romantik ilişkilerin insan yaşamındaki ilk işlevinin yakınlık ihtiyacının karşılanması, ikinci işlevinin ise kimlik gelişimine katkısı olduğu söylenebilir. Romantik ilişki denildiğinde akla ilk gelen ‘’aşk’’ olmasına rağmen, bu kavram başka özellikleri de içinde barındırmaktadır (Kalkan, 2015). Romantik ilişki sevgi, saygı, bağlanma, aidiyet, güven, tutku gibi duyguları da içerir. Aşkın tanımı kişiden kişiye, kültürden kültüre farklılık gösterse de romantik ilişki bağlamıyla kuramsal olarak birçok kez ele alınmıştır. İlk insanlarla başlayan aşkın, bu dünyadaki son insanla son bulacağını ifade etmek yanlış olmayacaktır ( Atak ve Taştan, 2014).

Romantik İlişkiyle İlgili Kuramlar

Her insan en az bir kere aşk yaşar ya da yaşamayı hayal eder. Pür mantık olarak kendini ifade eden insanlar bile aşkı içinden çıkmak istemedikleri bir çıkmaz olarak ifade ederler. 
Walster Waster(1978) kuramında,  “Aşkın En Genel Genellemesi” adı altında iki şekilde inceler: Tutkulu Aşk ve Arkadaşça Aşk.
Sternberg’e göre aşk, yakınlık, tutku ve bağlılık öğeleri olan bir kavramdır. Bu üç öğe, bir üçgenin üç açısındaki her bir noktaya denk gelmektedir. Bundan dolayı, Sterberg’in kuramı “Üçgen Aşk Kuramı” olarak adlandırılmıştır.

Yakınlık, tutku ve bağlanma öğelerinin farklı bileşimleri, üçgen aşk kuramı çerçevesinde tanımlanan sekiz aşk türünü ortaya çıkartır. Bunlar; 

1. Beğenme/Hoşlanma (Yakınlık): Bu aşk türü, bir kişinin bir diğer kişiye kendini yakın hissetmesi, ona karşı bir sıcaklık beslemesi; ancak, o kişiye karşı belli bir tutku ya da uzun süreli bir bağlanma hissetmemesi olarak açıklanabilir.

 2. Çılgınca aşk (Tutku): Bu tür aşk, “bir görüşte aşk” sınıfına girer. Kişinin gerçekte aşık olduğu kişiye değil de, kafasında hayal ettiği kişiye karşı aşkının bir saplantı haline dönüşmesidir. Kişinin aşk nesnesinden fiziksel ve zihinsel olarak uyarılması durumu söz konusudur. Çılgınca sevme davranışı, seven kişi tarafından çok kolay bir şekilde ortaya konulur. Doğru koşullar altında bu tip aşk hemen ortaya çıkar ve kişi, zihinsel ve fiziksel olarak aşk nesnesinden çok çabuk uyarılma özellikleri gösterir. 

3. Boş aşk (Bağlanma): Bir kişinin bir başka kişiyi sevdiğine karar vermesi ve bu aşkı devam ettirmesi; ancak, ilişkinin yakınlık ve tutku barındırYakınlık Bağlanma Tutku Atak ve Taştan 530 Psikiyatride Güncel Yaklaşımlar -Current Approaches in Psychiatry maması sonucu boş aşk ortaya çıkar. Uzun yıllar süren, ancak doğal duygusal içeriklerin ve fiziksel çekimin zaman içinde yok olduğu ilişkiler bu tür aşka girer. Kültürden kültüre değişmekle birlikte, bu tür aşklar uzun ilişkilerin sonunda ya da başında olabilir. 

4. Romantik aşk (Yakınlık+Tutku): Romantik aşk, beğenmenin yanı sıra, kişilerin birbirlerine karşı fiziksel ve zihinsel açıdan çekici gelmesi durumunda oluşur. Bu aşkın olması için, fiziksel ve duygusal olarak eşlerin birbirine karşı ilgi duyması gerekir. Bağlanma bu aşk türünde gerekli değildir. Bu tür aşkta gelecekte birlikte olmama durumu söz konusu olabilir. 

5. Arkadaşça aşk (Yakınlık+Bağlanma): Bu tür aşk, uzun süren bir arkadaşlık ilişkisine benzer. Tutku unsuru ilişkide söz konusu değildir. Bir çok romantik aşk ilişkisi arkadaşça aşk ilişkisine dönüşebilir ve tutku ortadan kalkınca yerini yakınlık alır. Tutku, uzun zaman sonra ilişkide derinden hissedilen bağlılığa dönüşebilir. İnsanların arkadaşlığa dönü- şen ilişkiler yaşama düşüncesine alışmaları kişiden kişiye değişir. Kimi insan bunu asla kabullenmezken, kimi insan da yaşamında romantizm olmadan yaşayamaz. Yeniden romantizm bulmak için yeni aşk aramaya çıkanlar olabilir; ancak bilinmesi gerekir ki, yeni ilişkiler de dönüp dolaşıp arkadaşça bir durum alacaktır. 

6. Aptalca aşk (Tutku+Bağlanma): Bu tür aşk Hollywood tarzı bir aşktır, filmlerde olduğu gibi insanlar tanışıp, ardından kısa bir süre içinde evlenirler. Zaman içinde gelişen yakınlık unsuru göz ardı edilip, yalnızca tutkuya dayanarak bir bağlanma yaratılır. Aptalca aşk, stresin oluşmasına uygun bir ortam yaratır. Çünkü tutku ortadan kaybolduğunda ya da azaldığında geriye yalnızca bağlanma kalır. Ancak, bağlanma da zaman içinde gelişir ve derinlik kazanır. Bu tür aşkta, bireyler tutkuyu ilişkinin temeline yerleştirirler; ancak, tutku azaldığında hayal kırıklığı- na uğrarlar. 

7. Mükemmel aşk (Yakınlık+Tutku+Bağlanma): Özellikle romantik iliş- kilerde her insanın istediği aşk türüdür. Bu tür bir aşkı yaşamak zordur; ancak, bu tür bir aşkı elde tutmak, onu yaşamaktan daha da zordur. 

8. Aşksızlık: Bu tür aşkta üç unsurun hiçbiri bulunmamaktadır. Bu tür ilişki, bilinen ve yaşanılan kişilerarası ilişkilere iyi birer örnektir. Bu tür ilişkiler nedensel etkileşimleri içerir ve hatta bu tür ilişkide arkadaşlık bile söz konusu değildir. Bu ilişkiler zorunlu ilişkilerdir.

[Tablo 2: Üçgen Aşk Kuramı]
    Shaver, Hazan ve Bradshaw’ın Bağlanma Kuramı’nda, Shaver ve arkadaşları, bağlanma türleriyle romantik aşkı ilişkilendirerek, kişilerin bebeklikteki bağlanma stillerinin, aşık oldukları kişilerle ilişkilerini belirlediğini savunmuşlardır.[9] Bu görüşe göre, güvenli bağlananlar başkala-rına yaklaşmaktan ve başkalarının kendilerine yaklaşmasına izin vermekten rahatsız olmazlar ve terk edilme korkusu duymazlar. Bu tür bağlananlar, genellikle kendileri ve başkaları hakkında olumlu bir bakış açısına sahiptirler ve bir eşle duygusal bir yakınlık kurmada ve karşılıklı dayanışmada rahattırlar.

Kaçınan bağlananlar, başkalarına fazla yakın olmaktan rahatsız olurlar çok fazla samimiyete ve yakınlığa izin vermezler. Başkalarına bağlanmak ve gü-venmek onlar için güçtür. Kaygılı bağlananlar ise, aşık oldukları kişilerin ken-dilerini yeterince sevmediğini düşünürler ve eşleriyle mümkün olduğu kadar sıkı bir yakınlık kurmak isterler. Bu tür bağlananlar, sürekli olarak aşık olduk-ları kişiyi kaybetme korkusu yaşarlar.[9] Aşk, biliş, duygu ve davranışları içe-ren karmaşık ve dinamik bir sistemdir.[9] Ayrıca aşk, tek boyutlu bir olgu, bir tutum ya da basit bir fizyolojik uyarılma değildir. Bağlanma gibi, aşk da biyo-lojik temellere ve işlevlere sahiptir.

Romantik aşk kişinin bağlanma geçmişine göre farklı şekiller alır. .( Atak ve Taştan, 2014). Lee (1973) ise Aşkın Stilleri Kuramı’nda, aşkın tek biri türü olmadığını belirtmiş ve aşkı çok boyutlu olarak ele almıştır. Lee’nin tanımladığı altı aşk biçimi değerlendirildiğinde hepsinin kendine özgü bir yapısı olduğu görülmektedir. Bu sınıflandırmada tutkulu aşk (eros), oyun gibi aşk (ludus) ve arkadaşça aşk (storge) olmak üzere üç temel birincil aşk çeşidi vardır. Lee bu üç aşk türünün bir araya getirilerek ikincil bir aşk biçimi oluşturulabileceğini de belirtmiştir. Bunlardan, mantıklı aşk (pragma) ‘arkadaşça aşk’ ve ‘oyun gibi aşk’ türlerinin birleşimidir. Sahiplenici aşk (mania) ‘tutkulu aşk’ ve ‘oyun gibi aşk’; özgeci 3 aşk (agape) ise ‘tutkulu aşk’ ve ‘arkadaşça aşk’ türlerinin kombinasyonudur (Akt., Hovardaoğlu ve Büyükşahin, 2004). Aşk türleri ve bunlara ilişkin özellikler romantik ilişkilerin anlaşılmasında önemli bir önbilgi vermektedir.

 Evrimsel Kökenli Biyolojik Aşk Kuramı’nda, aşk eylemleri yedi amaca yöneliktir. Aşkla ilgili bu evrimsel yaklaşım, aşk eylemlerinin bu yedi amaca hizmet etmek için geliştiğini savunur. Bu evrimsel yaklaşımda aşkın, amaçlı davranışlar ya da aşk eylemleriyle ortaya 533 Romantik İlişkiler ve Aşk www.cappsy.org koyulduğu öne sürülmektedir. Bu davranışlar, eş seçimi, kaynak paylaşımı, gebelik gibi bugüne ait amaçlara hizmet eder. Bu amaçların başarılmasının üreme başarısıyla ilişkili olduğu varsayılır. Bu yaklaşıma göre aşkın anlaşılabilmesi için, belli aşk eylemlerinin, bu eylemlerin neye hizmet ettiğinin ve bunların doğal ve cinsel seçimle ilişkisinin ele alınması gerekir. Bu yaklaşımda aşkın ortaya konmasında cinsiyetler arası farklılığın önemli yeri vardır. Bunun sebebi üreme başarısında cinsiyetler arası biyolojik sınırlılık farklılıklarıdır. Bu yaklaşım kültürel bakış açısıyla çelişkili görülmektedir. Ancak Buss'a göre, bu bir yanlış anlamadan kaynaklanmaktadır ( Atak ve Taştan, 2014).

Nöropsikolojik Açıklamalar

Aşk, karmaşık insan duygularından biridir ve tek bir kuram ya da modelle açıklanamaz. Aşkın, hastalıklardan koruma ve iyileştirici özelliği de vardır. Araştırmacılar, beyin içindeki bazı biyokimyasalların, aşkla ilgili olduğunu bulmuşlardır. Bu bakış açısına göre, aşık olma süreci genetik, hormonlar ve psikolojik deneyimlerle oluşmaktadır. Bu etkenlerin bileşimi, uygun eşi bul-duran içsel bir rehberdir. Bu içsel yol göstericiler “aşk haritası” olarak adlandı-rılır. Değişik kimyasal uyaranlar, başkalarına karşı insanda romantik etkiler yaratabilmektedir. 

Hormonal açıdan bakıldığında romantik aşkın sinyalleri, yanakların kı-zarması, kalp atışının hızlanması ve ellerin terlemesi şeklinde kendini belli etmektedir.[39] Aşık olunduğunda asıl etki, beynin hipotalamus bölgesinden salınan çeşitli kimyasalların etkisiyle vücudun içinde meydana gelmektedir. Fischer’e göre insanlar dopamin, oksitosin, vazopressin, testosteron ve adrenalin gibi hormonların karmaşık kimyası nedeniyle aşık olmaktadır.[39]

Ceren Dinç ile sohbet et
Merhaba size nasıl yardımcı olabilirim ?