Özel gereksinimi olan bireyler toplumda yer edinirken güçlük çekmektedir. Toplum, özel gereksinimli bireyler hakkında yeterli bilgiye sahip olmadığından onlarla iletişim kurmakta zorluk çekmektedir. Bu bireylerin fark edilmesi zor olduğu gibi,toplumun her kesiminde aynı oranda fark edilememektedirler. Özgül öğrenme güçlüğüne sahip bireyler, genellikle ilk olarak okul çağında fark edilmektedirler. Bazı durumlarda ise tanılama daha ilerleyen yaşlarda gerçekleşebilir veya hiç gerçekleşmeyebilir. Özgül öğrenme güçlüğü tanılamasında kullanılan bulguların çok belirgin niteliklere sahip olmaması veya eğitimcilerin bu konuya çok hakim olmaması buna sebep olarak gösterilebilir. Geç tanılama veya tanılayamama sonucunda özgül öğrenme güçlüğü yaşayan bireyler; tembel, işe yaramaz, beceriksiz vb. gibi sıfatlara maruz bırakılmaktadır. Olumsuzluğu, başarısızlığı sürekli yaşayan öğrenme güçlüğüne sahip öğrencilerin; otorite bireylerinden de olumsuz dönütler almasıyla sosyal izolasyon ve duygusal gelişim sorunları da baş göstermektedir.
Tüm bunlar ise öğrenciyi depresif kılmaktadır. Bu bağlamda en başta aileye daha sonra sınıf öğretmeni ve diğer okul görevlilerine önemli görevler düşmektedir. Özel güçlüğü olan bir bireyin depresif tutumunu önleme adına esas olarak gereken durum, öğrencinin olumlu kabul görebileceği bir okul ve sınıf ortamının hazırlanmasıdır. Eğitim liderliği, bu sürecin iyileştirilmesinde büyük önem taşımaktadır. Bu makalede materyal olarak kullanılan “Her Çocuk Özeldir” filminde Aamir Khan (Ram Shankar Nikumbh) adlı oyuncu eğitim lideri sıfatını üstlenerek Darsheel Safary (Ishaan Awasthi) adlı dislektik bireyin iç dünyasına girerek bireyin özgüvenini arttırmış ve dış dünyaya yönelimini sağlamıştır. Ayrıca okul ikliminde büyük değişikliklere yol açarak, özgül öğrenme güçlüğü gösteren bireylere karşı bambaşka ve olumlu yönde bakış açısı geliştirilmesini sağlamıştır. Farklı gelişim özelliği taşıyan bireylerin kendilerine karşı daha olumlu bir tutum beslemeleri ve sağlam yeteneklerini geliştirmeleri adına gösterilen çaba eğitim liderliği sürecinin ayrılmaz bir parçasıdır.
Özel çocuklar tanımı; yaş, cinsiyet, zeka, sosyo-kültürel çevre gibi farklılıklara bağlı olarak bazı gelişim ödevlerini tam olarak yerine getiremeyen veya gelişim ödevlerini yerine getirirken bazı farklılıklar gösteren bireyleri kapsar. Bu sebeple özel eğitim ve kaynaştırma programlarına gereksinim duymaktadırlar. Özel eğitim; zihinsel, sosyal gelişim özellikleri yönünden normal çocukların gelişim özelliklerinden farklı özellikler gösteren çocukların eğitim ve öğretim işlerini kapsayan çalışmalardır (Özsoy, 1990).
Öğrenme güçlüğünün zamanında tanılanması ile, çocuk için psikolojik ve sosyal uyumunu arttırıcı nitelikte gelişmeler sağlanabilir bu şekilde ilave sorunlar önlenebilir. Öğrenme güçlüğü, sıradan bir eğitim programının amaçları dışında uzmanlık gerektirir. Bu öğrenme güçlüklerinden birine sahip olan öğrencilerin tedavilerinde sağlanan başarısı, okulda kabul görmeleriyle doğru orantılıdır.
Özel öğrenme güçlüğünün bir çeşidi olan disleksi, akıcı okuma ve okuduğunu anlama sorunuyla kendisini gösteren nörolojik temelli bir öğrenme güçlüğüdür (Saraç, 2014).
2007 yılına ait Hindistan yapımı ve Aamir Khan’ın yönetmenliğinde çekilmiş olan Her Çocuk Özeldir filmi, toplumun özel çocuklara bakış açısını konu alan müzikal-drama türünde bir filmdir. Bu filmde ele alınan ana konu: Sorunlu öğrenci davranışları, öğrenme güçlüğü ve dışlanmış çocukların durumudur. Doğru ve yanlış eğitim sisteminin özel öğrenme güçlüğü olan çocuklara sağladığı olumlu ve olumsuz sonuçlara değinilmiştir. Film, her çocuğun iç dünyasına odaklanıldığı takdirde onun üstün yönlerini ortaya çıkararak kendini gerçekleştirebileceğini göstermektedir.
Özgül Öğrenme Bozukluğu: “Disleksi”
Günümüzde sayısız terim ve tanıma sahip olan öğrenme güçlüğü DSM IV’te öğrenme bozukluğu olarak şöyle tanımlanmaktadır: “Öğrenme bozukluğu tanısı bireysel olarak uygulanan standart testlerde kişinin kronolojik yaşı, ölçülen zeka düzeyi ve aldığı eğitim göz önünde bulundurulduğunda, okuma matematik ve yazılı anlatımının beklenenin önemli ölçüde altında olması ile konur.” (Köroğlu, 1998). Özgül öğrenme bozukluğunun toplumda görülme sıklığı %1 ile%15 arasında değişir ve erkeklerde kızlara oranla kızlara oranla daha sık görülmektedir.
Disleksi, sözel ve sayısal öğrenmeler esnasında önemli güçlüklerle kendini gösteren bir öğrenme bozukluğudur. Disleksi üzerine ilk çalışanlardan olan nörolog Samuel T. Orton, 1920’lerde disleksinin sık karşılaşılan özelliklerini şöyle belirtmiştir (Korkmazlar, 2009):
Yazılı kelimeleri öğrenme ve hatırlamada zorluk.
b ve d, p ve q harflerini, 6 ve 9 gibi sayıları ters algılama; kelimelerdeki harfleri ya da sayıları karışık algılama, ne’yi en; 3’ü E; 12’yi 21 olarak algılamak gibi.
Okurken kelime atlamak.
Hecelerin seslerini karıştırmak ya da sessiz harflerin yerini değiştirmek, sıklıkla yazım hatası yapmak.
Yazı yazmada zorluk.
Gecikmiş ya da yetersiz konuşma.
Konuşurken anlama en uygun kelimeyi seçmede zorluk.
Yön (yukarı, aşağı gibi) ve zaman (önce, sonra, dün, yarın gibi) kavramları konusunda sorunlar.
Elleri kullanmada hantallık ve beceriksizlik.
Yukarıda gösterilen belirtilerden yola çıkılarak özgül öğrenme güçlüğüne sahip çocuklar mental retardasyona (zeka geriliği) sahip veya IQ seviyesi düşük olarak algılanmamalıdır. Hatta zeka düzeylerinin düşük olmamasıyla birlikte özel yetenekleri de bulunabilmektedir. Buna verilebilecek örnekler arasında dünyaca ünlü bilim adamları ve sanatçılar vardır: Albert Einstein, Edison, Bill Gates, Leonardo da Vinci, Walt Disney vb. gibi. Materyal olarak kullanılan Her Çocuk Özeldir filminde, özel öğrenme güçlüğüne sahip olan Ishaan karakterinin resim yapma yeteneğine sahip olduğunun ortaya çıkması da buna örnek olarak gösterilebilir.
Öneriler
Toplumun özel çocuklar hakkındaki olumsuz algılarını yok etmek için özel çocuklarla olumlu yaşantı ve etkileşimin sağlandığı programlar geliştirilebilir.
Özel çocuklara yönelik olumsuz tutumlar ilk olarak erken çocukluk döneminde anne-babanın taklit edilmesi ve rol model alınması yolu ile gerçekleşir. Bu nedenle olumsuz tutumların değiştirilmesine anne-baba eğitim programlarından başlanarak okul öncesi dönemde erken çocuklukta tutum oluşturma programlarıyla devam edilebilir.
Özel çocuklarının fark edilmesindeki gecikmeler çocukta psikolojik birçok probleme, hatta kimi zaman telafisi olmayan büyük hasarlara yol açabilir. Bu bilgi göz önünde bulundurulduğunda eğitimcilerin daha dikkatli ve özenli olmaları gerekmektedir.
Farklı gelişim özelliği taşıyan bireylerin kendilerine karşı daha olumlu bir tutuma sahip olmaları ve sağlam yeteneklerini geliştirmeye istekli hale gelmeleri için kendilerine psikolojik danışma yardımı verilmelidir (Yüksel, 2007).
Eğitimciler, özel güçlüğe sahip bireylerle normal bireyler arasındaki kaynaştırmayı profesyonelce yönetebilecek düzeyde yetiştirilmelidir.
Öğrencilerin benlik algısı, sosyal gelişimi ve yapabilirliklerini fark etmeleri açısından okul ikliminde etiketlenmesinin önüne geçilmesi çok önemlidir.
Danışan Görüşleri